
2023/2024 yıllarında yapılan kapsamlı bir literatür derlemesindeki verilere göre geniş anlamda kediyle temasın şizofreniyle ilişkili bazı bozukluklarla bağlantı gösterebildiğini ortaya koyuyor. Düzeltilmemiş ham sonuçlarda bu ilişki yaklaşık iki kat artmış bir olasılık olarak görünüyor. Ancak çalışmaların çoğu geriye dönük karşılaştırmalara dayandığı için nedensellik konusunda net bir şey söylemek mümkün değil. Bu nedenle paniğe kapılmaya gerek yok; sadece bazı noktalarda dikkatli olmak yeterli.
Araştırmayı yürüten ekip, 1980–2023 arası yayınlanmış çalışmaları tarayıp 17 çalışmayı meta-analize tabi tuttu. “Kedi maruziyeti” deyince içinde kedi sahibi olmak, kediyle temasa geçmek, kedi ısırığı/ tırmalaması gibi farklı ölçümler de vardı, yani homojen bir kedi tanımı yok. Bazı çalışmalar çocuklukta kedi maruziyetine bakarken, bazıları yetişkin dönemi veya belirli yaş aralıklarını inceledi.

Bilim insanlarının şüphe listesinin başında Toxoplasma gondii (T. gondii) var, kedi dışkısında ürer ve insanlara çeşitli yollardan (kontamine su/yiyecek, çiğ et, kirli toprak/litter kutusu) geçebilir. Bu parazitin sinir sistemi üzerinde etkileri olduğu, bazı çalışmalarda kişilik değişiklikleri ve psikotik semptomlarla ilişkili bulunduğu için akla ilk o geliyor. Ancak bu, otomatik olarak “kedi → parazit → şizofreni” demek değil; yol çokça karışık.
Meta-analizde, ek değişkenlerle düzeltilmemiş veriler bir araya getirildiğinde yaklaşık 2.14’lük bir oran bildirildi. Bu da kabaca, kediyle teması olan grupta riskin kontrol grubuna göre iki kat civarında göründüğü anlamına geliyor. Fakat daha kapsamlı ve daha iyi tasarlanmış araştırmalar bu ilişkinin zayıf olabileceğini ya da hiç bulunmayabileceğini gösteriyor. Bu nedenle ‘kedi sahibi olmak kesin olarak şizofreniye neden olur’ demek doğru olmaz.

Karşıt görüş olarak da 2010’lu yıllarda yapılmış başka geniş çaplı, uzun dönem takipli çalışmalar ise kedi sahipliğinin doğrudan zihinsel sağlık sorunlarına yol açtığına dair güçlü kanıt bulamadı; bazı araştırmacılar “eğer T. gondii gerçek bir risk faktörü ise, kedi sahibi olmak bunun ana yolu değildir” diyor. Yani bilim tam fikir birliğinde değil, hâlâ tartışma var.
Ne yapmalı?

- Temizlik, temizlik, temizlik. Kedi kumu ile uğraştıktan sonra eller yıkanmalı; hamile kadınlar veya bağışıklığı baskılanmış kişiler kum kutusunu başkasına yaptırmalı. CDC tavsiyeleri buna işaret ediyor.
- Çiğ etten kaçınmak. T. gondii’yi et yoluyla da alabilirsiniz; pişirme iyi bir korunma.
- Kedi ısırığı/tırmalamasına dikkat. Bazı çalışmalarda ısırık geçirmiş kişilerde farklı sonuçlar görüldü; yara temizliği, tetanos/medikal takip gerekebilir.
- Panik yapmayın. Veriler dikkat çekici ama kesinlik vermiyor. Kediyle yaşamak çoğu insan için hâlâ güvenli, doğru hijyenle riskleri azaltabilirsiniz.
“Peki kedim beni gerçekten delirtebilir mi?”
Aşırı tatlı olduklarından belki ara ara delirebilirsiniz ama bilimsel olarak muhtemelen hayır (en azından otomatik olarak değil). Tabii ki kedi dışkısı gibi bulaş yolları ve bazı parazit/bakteri riskleri gerçek; bunları basit hijyen önlemleriyle azaltmak mümkün. Bilim şimdilik ilişkiyi işaret ediyor ama nedenselliği kanıtlamıyor.
Kaynaklar
Benzer Yazılar

insanın içinde yaşayan sensörler: genetiği değiştirilmiş bakterilerle kablosuz sağlık devrimi
27 Kasım 2025

imkansız ledlerin peşinde: cambridge’de yalıtkan nanoparçacıkları elektriksel olarak güçlendirmek
26 Kasım 2025

günlük yediğiniz meyveler vücudunuzdaki pestisit seviyesini fırlatabilir
24 Kasım 2025


