
Remedios Varo’nun tuvalleri, izleyiciyi önce teknik bir hayranlıkla yakalar: Rönesans ustalarından ödünç alınmış incelikli fırça darbeleri, ortaçağ el yazmalarını andıran geometrik mimarlık ve mühendislik çizimlerine şairane bir hassasiyet. Ama bu yüzeyin altına indikçe, resimlerin sürrealist etiketinin çok ötesinde bir şeyler barındırdığı ortaya çıkar. Varo, rasyonel düşüncenin sınırlarını yıkmakla kalmaz; aynı zamanda o sınırların içinde, tam da bilimsel düzenin kurallarını kullanarak yeni bir evren inşa eder.

La creación de las aves (Kuşların Yaratılışı) – 1957
Eserlerindeki figürler genellikle cinsiyeti belirsiz, uzamış bedenli, keman yayını andıran elleri olan yaratıklar, atölyelerde, kulelerde, labirentsi mekânlarda dolaşırlar. Ama bu dolaşım tesadüfi değildir. Her biri bir görev üstlenmiş gibidir: Kimisi bir makineyi çalıştırır, kimisi bir sıvıyı damıtır, kimisi yeni bir varlığı “üretir.” “Kuşların Yaratılışı”ndaki baykuş sıfatlı varlık, masa başında bir aygıtla kanatları tek tek birleştirirken, aslında bir sanatçının kendi pratiğini yeniden yazdığını görürüz. Burada yaratıcılık, ilhamdan ziyade işçilik, tekrar ve sistematik bir deney süreci olarak ele alınır. Varo, sanat yapmanın büyülü bir eylem olduğunu söyler ama bu büyüyü laboratuvar düzeninin içine yerleştirir; böylece romantik “dahilik” mitini çökertip, yaratıcılığın aslında öğrenilebilir, teknikleştirilebilir bir uğraş olduğunu ima eder.

Mujer saliendo del psicoanalista (Psikanalistten Çıkan Kadın) – 1960
“Psikanalistten Çıkan Kadın”da ise mekânın kendisi bir terapi senaryosuna dönüşür. Dairesel avlu, kapıdan içeri giren boynuzlu figür, elinde tuttuğu küçük varlık (baba), hepsi bir çıkışı, bir başkalaşımı anlatır. Ama bu çıkış, kolay bir kurtuluş değildir. Figür, peleriniyle birlikte kendi gölgelerini de taşır; psikanalizin aydınlatma vaadinin ardında, bilinçdışının hâlâ hüküm sürdüğü bir alana adım atar. Varo burada, rasyonel terapi disiplinini küçümsemez; aksine onu bir geçiş kapısı olarak kullanır. Ama bu kapıdan geçen, başka türlü bir bilgelikle donanır mantığın ötesinde ama onunla da barışık bir bilgelik.

Naturaleza muerta resucitando – 1963
Son dönemine denk gelen “Dirilen Natürmort”ta, cansız nesnelerin canlanması, bir ölüm/yeniden doğuş döngüsüne işaret eder. Ama bu diriliş, Mesihçi bir mucize değildir; masa üzerindeki meyveler, odanın içinde kendi başlarına hareket eden, bağımsız varlıklar haline gelir. Varo için dönüşüm, büyük bir kırılma anı değil; yavaş, süreçsel, hatta mekanik bir işleyiştir. Her şey birbiriyle bağlantılıdır: Laboratuvardaki alet, şişedeki sıvı, duvardaki çatlak, hepsi aynı kozmik düzenin parçalarıdır.

Angustia – 1947
Varo’nun sanatı, bugünün izleyicisine neden dokunuyor? Çünkü onun tuvallerinde, modernitenin getirdiği iki büyük kayıp; el emeğinin anlamı ve mitin gücü yeniden kazanılır. Resimlerindeki her detay, saatlerce süren bir işçiliğin ürünüdür; bu, dijital çağın anlık üretimine karşı inatla duran bir yavaşlık ilanıdır. Aynı zamanda, bilimsel devrimin açıkladığı dünyaya karşı, hâlâ gizemli ve kişisel anlatılara yer açma cesareti gösterir. Onun resimleri, bizi “gerçeküstü”ye değil; daha derin bir gerçekliğe, mantığın ve hissin, tekniğin ve büyünün bir arada var olabildiği bir dengeye çağırır.

Fenómeno – 1962
Bir sanat tarihçisi Varo’yu “auteur animatöre” benzetirken haklıdır: Her tuval, kendi içinde tutarlı bir evrenin tek karesidir. Ama bu evren, kurgusal değil; varoluşsal bir haritadır. İzleyici, oradaki figürlerin yalnızlığını, merakını, işçiliğini kendi hayatına yansıtır. Ve böylece Varo’nun resimleri, nesneleri ve bedenleri bir arada tutan o “görünmeyen ağ”ı hem fiziksel hem ruhsal kendi deneyiminde yeniden keşfeder.

La Llamada – 1961
Resimler





